Ana Sayfa
15 Kasım 2018 ( 10999 izlenme )
Reklamlar

İlker Başbuğ Daha Fazla Sessiz Kalmadı!

Eğer bugün, Mustafa Kemal Atatürk yaşasaydı yapacağı ilk iş hemen, eğitim/ öğretim müfredatı ve ders kitaplarında akıl ve bilimin dışında yer alan hususları tespit ettirip, bunların ayıklanmasını sağlamak olurdu.

Buna benzer bir soruyu 41 yaşındaki Mustafa Kemal de kendi kendine sormuştur. Cevabını da kendi yazısıyla 1922 yılında “Not Defteri”ne yazmıştır. Yazdığı satırlar şöyledir:

“Türkiye Devleti’nin temelleri bugün kurulacak değildir. O sarsılmaz temeller binlerce sene evvel kurulmuştur. Fakat o temellerin üstündeki binanın değiştirilen tarz ve renklerini, bizim toplumsal gayemizle, toplumun medeni gerekleri ile uyum içinde, en rahat bir tarzda en yüce fikirde yaşatacağız, canlandıracağız, dirilteceğiz: Mektep, iktisat, sanat, imar.”
Görüldüğü gibi Mustafa Kemal yeni kurulacak devleti dört sütuna oturtmaktadır. İlk sütun ise mekteptir, eğitim ve öğretimdir.

Eğitim ‘milli eğitim’ olmalı
Mustafa Kemal eğitim konusundaki düşüncelerini 22 Eylül 1924 günü Samsun’da öğretmenlerle yaptığı konuşmada net ve kapsamlı şekilde ortaya koymuştur. O konuşmasında üzerinde durduğu önemli noktalar şunlardır:
• Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı ve yüce bir millet halinde yaşatır, ya da bir milleti esirlik ve yoksulluğa düşürür.
• Eğitimde ilk ilham ana baba kucağından sonra okuldaki eğitimcinin dilinden, vicdanından ve terbiyesinden alınır.
• Eğitim “milli eğitim” olmalıdır. Eğitimin amaçları milli olmalıdır.
• Dünyada her şey için, uygarlık için, hayat için, başarı için en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir.
Görüldüğü gibi, Mustafa Kemal eğitimi bir milletin geleceği için en hayati konu olarak ele almaktadır, düşünmektedir.
Mustafa Kemal’e göre eğitimin milli amaçları olmalıdır. Bu amaçları da yine aynı “Not Defteri”ne şöyle yazmıştır:
• İnsanlığa hürmeti,
• Vatan ve millete sevgiyi,
• Şeref ve bağımsızlığa bağlılığı,
• Bağımsızlık tehlikeye girdiği zaman gerekli olan kurtuluş yolunu öğretmek.
Mustafa Kemal için eğitimin dayanacağı temel nitelik ise eğitimin ilime, fen bilimlerine ve akla dayandırılmasıdır.
Türkiye’de yıllardır tartışma konusu yapılan husus ise; eğitimin akla ve bilime dayandırılmasının İslam dini ile ne kadar uyumlu olduğudur.
İslam dünyası Abbasiler döneminde ilimde zirveye yükselirken, Batı dünyası bilgisizlik ve karanlık içindeydi.
İlmin öğretildiği medreseler, Osmanlı’da Fatih Sultan Mehmet döneminde tepede iken, Kanuni Sultan Süleyman döneminin sonlarında gerilemeye başlamıştır.
Peki, medrese eğitimindeki bu gerilemenin nedeni nedir?

Akli ilimler
17. yüzyılda yaşayan Kâtip Çelebi, medreselerdeki gerilemenin nedenini şöyle tespit etmiştir:1
“Medreselerdeki gerilemenin nedeni eğitimden akli ve müspet ilimlerin kaldırılmasıdır.”
Ahmet Cevdet Paşa 19. yüzyılda yaşayan büyük bir düşünürdür. A.Cevdet Paşa, medreselere giriş imtihanlarında adaletin yok olmasını, imtiyazlılara öncelik verilmesini, liyakatin dikkate alınmamasını medreselerdeki çöküşün ana nedeni olarak görmüştür.

Osmanlı’da; dini konular, yargı ve eğitim sisteminin yürütülmesinde sorumluluk taşıyan “ilmiye” sınıfı böylece bozulmuştur.

Bunun neticesi olarak da; örneğin müzisyenden kazasker yapılmıştır.
İslam düşünürlerinin akli ilimler ve müspet ilimlere bakışları da ilginçtir:2
Kindi (v.872) ilimleri dini ve felsefi olarak ikiye ayırmaktadır.
Farabi (870-950) ilimleri, dil, mantık, müspet ilimler, tabiat, ilahiyat, medeni ilimler olarak beşe ayırmaktadır.
İbn-i Sina (v.1037) ilimleri nazari ve ameli olarak ikiye ayırıp, mantık’ı ayrı bir ilim olarak sınıflandırılmaktadır.
Cevdet Paşa’nın etkilendiği İbn-i Haldun (v.1406) ve Cevdet Paşa ise ilimleri iki kısma ayrılmaktadır:
Nakli İlimler: Şer’i ve Arabi ilimlerden ibaret olup, vaaz edenden alınan ve şahsi görüş ve anlayışa bağlı ilimlerdir.
Akli İlimler: İnsan tarafından akıl ile konu ve problemlerin ortaya konulmasıdır.
Görüldüğü gibi; Mustafa Kemal Atatürk’ün akıl ve bilimin eğitimde temel alınması görüşü ile; büyük İslam düşünürleri Kindi, Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Haldun ve A.Cevdet Paşa’nın ilime ve bilime bakışı arasında hiçbir fark yoktur.
Eğer bugün, Mustafa Kemal Atatürk yaşasaydı yapacağı ilk iş hemen, eğitim/öğretim müfredatı ve ders kitaplarında akıl ve bilimin dışında yer alan hususları tespit ettirip, bunların ayı klanmasını sağlamak olurdu.
Aksi takdirde; 17. yüzyılda Kâtip Çelebi’nin medreselerdeki eğitimin çöküş nedeni olarak tespit ettiği bu husus, 21. yüzyılda Türkiye’deki eğitim ve öğretim sisteminin çöküşüne giden sürecin giderek hızlanmasına yol açabilir.
2012 yılından itibaren, Türkiye’deki eğitim ve öğretimin ciddi gerilemekte olduğunu OECD raporları göstermektedir.

Eğitimdeki sıralamamız
Türkiye matematikte 72 ülke arasında 49., fen bilimlerinde 52., okuma ve anlamada ise 50.’dir.
Okul öncesi eğitim, eğitim ve öğretimde çok önemli bir yer tutmaktadır. 6 yaşındaki çocukların da katıldığı bu eğitimde, çocuklar birlikte çalışma, hoşgörülü olma gibi nitelikleri kazanmaktadır. Bu eğitime yatırılan her 1 doların ekonomiye 10 dolar olarak geri dönüş yaptığını UNICEF raporları göstermektedir. Ama maalesef, Türkiye’deki çocukların yüzde 15’i okul öncesi eğitim görebilirken, bu oran Avrupa ülkelerinde yüzde 90’lara ulaşmaktadır.
II. Mahmud döneminde eğitimde ciddi adımlar atılmıştır. Medreseler yanında Tıphane ve Harbiye gibi okullar açılmıştır. Din ve devlet ayrımında ilk adımlar atılmıştır. Fakat, neticede; iki farklı kültürü, iki farklı kişiliği, iki farklı eğitimi temsil eden insanlar da yetişmeye başlamıştır.

İmam Hatipler’deki artış
Cumhuriyet döneminde 1924’te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile bu iki farklılık önlenmeye çalışıldı.
Son yıllarda İmam Hatip Liselerinin sayısında ciddi bir artış görülmektedir. 2006’da 455 olan sayı bu yıl 1452’ye çıkmıştır.
2019 yılı bütçesinde Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden 8 milyar 679 milyon liranın Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’ne ayrılmış olması, İmam Hatip Liselerinin sayısının artabileceğini düşündürmektedir. Buna karşılık devam eden 10 Fen Lisesi’nden başka Fen Lisesinin kurulacağı da görülmemektedir.
Her şeyden önce şu hususun hatırlanmasında yarar vardır. Elbette İmam Hatip Liseleri’ne ihtiyaç vardır.
Aksi takdirde Mustafa Kemal döneminde 1924’te İmam Hatip Mekteplerinin neden açıldığını izah etmekte zorlanılır.
Ancak burada sorulması gereken sorular şudur:
İmam Hatip Liselerinin sayısının artırılmasının nedenleri nedir? Bu artışa olan ihtiyaç nedir?
Eğer İmam Hatip Liselerinin sayısının gittikçe artırılması hedeflenmiş ise; II. Mahmud döneminde yaşanan iki farklı kültürü, iki farklı eğitimi temsil eden insanların ortaya çıkabileceği ve bunun yaratacağı sorunların ülkeye verebileceği zarar düşünülmemekte midir?
21. yüzyıldaki Türkiye’nin, 17. yüzyılda Kâtip Çelebi’nin, 19. yüzyılda II. Mahmud’un ve Ahmet Cevdet Paşa’nın ve 20. yüzyılın başında Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği ve çözmeye çalıştığı eğitimdeki sorunları tekrar yaşaması gerçekten ülke için büyük kayıp olur.
Çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkılması ancak, eğitim ve öğretimde aklın ve bilimin rehber alınması ile gerçekleştirilebilir.

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Melih Gökçek'ten, Muharrem İnce Çok Konuşulacak Teklif Canan Karatay: Bu tür besinleri tükettikçe boyunuz kısalır Yengesini yatak odasına kilitleyip… Tutuklandı! Son Dakika ! Uzman Çavuş Başından Vurulmuş Halde Bulundu